İlk kez norveçli bir yazar ile tanıştım. Yani kitabıyla...

Çok acayip kafa bir kitaptı. Orwell esintilerinde kedini ormanlara atan bir adamı Doppler'i okudum. Hayatın her aşamasında çalışıp ulan noluyor diye durup artık yeter diye kendini ormanlara atan bir adam bu...

Bir oğlu bir kızı hatta sonradan bir çocuğu daha olan birisi.

Ormanda kalan yeni arkadaşlar edinen, hatta Bongo adını verdiği bir geyiği kendisine mürid eyleyen bir adam.

Gerçekten okumaktan zevk aldığım bir kitaptı.

İki parçasını not almıştım onları paylaşayım.

Gerçekten çok anlamlı benim için...

“Yani soygun üzerindesin.”
“Evet. Bu bölgeyi seviyorum. Bir sürü değerli eşya ve az sayıda alarm var. Biraz yukarısı sağcıların mekânı, her yerde alarm var.Ama aşağılarda millet Sosyalist Sol Partiye oy veriyor; hem parabasıyorlar hem de insanın içindeki iyiliğe inanıyorlar. Benim için harika bir tablo. Sen de burada mı oturuyorsun?”

“Parayı uyuşturucuya harcıyorsun sanırım?”
“Simdi beni hayal kırıklığına uğrattın. Bütün hırsızları aynı kefeye koyuyorsun. Ben uyuşturucuya elimi sürmem. Benim de bir ailem, var senin gibi. Ama sabıkalıyım ve özgeçmişimde şık duracak hiçbir şey yok, eğitimim de yok. Bir de insanı yıpratan çevrelerden uzak durmaya çalışıyorum. O zaman da tek başına iş görmekten başka çare kalmıyor. Keyif de alıyorum. Üç beş kuruş kazanıyoruz işte. İnsanlar da genelde kayıplarını sigortadan karşılayabiliyor.”

“Genellikle ateşin karşısında oturup bundan elli ya da yüz yıl önce, yazın şehirdeki pazarlarda satılabilecek türden tahta eşyalar oyuyorum. Gerçi şimdilerde böyle şeyler IKEA’dan üç kuruşa alınabiliyor. Seri üretim takas ekonomisinin canına okudu. Seri üretim benim gibilerle dalga geçiyor.”

-Doppler kitabı içinden alıntı yapılmıştır.

Sizce?

61 kez gösterildi.



Bilinmeyen Adanın Öyküsü