Bekleme Odaları
Hepimizin hayatında bekleme yaptığı bir dönem vardır. Herşeyden soğudumuz, bilhassa ölmek istediğimiz, ama bir türlü başaramadığımız, en azından bu yazıyı okuyanların başaramadığı... Ama ölüm hiçbir şeye çözüm olmadığı gibi bu beklemeleri aşmaya da çözüm değildir.

Bu tür zamanlarda, bazılarımız kendini yemeklere verir, bazıları arkadaşlarının yanında depresyon modundan çıkmaya çalışır. Bazılarımız ise daha çok yalnızlığı seçer. Ama hepsi de bir çözüm bulur bu beklemelere... Bu beklemeler bir süre sonra beklentilere dönüşür ve ondan sonra da mazimize karışır gider.

Peki ardınıza dönüp baktığınız da ne görüyorsunuz? O masum titreyen kendinizi mi? Yoksa daha henüz yol yordam bilmeyen zavallıyı mı? Peki bugün farklı bir durumda mısınız? O beklemeler sizi olgunlaştırdı mı? Yoksa daha üzerinden öyle çok zaman geçmemişken unuttunuz mu?

Böyle zamanlarda, her ne yöntemi seçiyorsanız seçin, ama mutlaka o günlerinizi unutmayın. Bu unutmadığınız günler sizin hayatınız boyunca elde edebileceğiniz en büyük kazançlardan biridir. Belki o gün için değeri olmayan basit göz yaşları ilerde size altın değerinde bir hesap getirecek. Elinize bakıp, oluşan kırışıklardan yaşlandığınızı anlayabilirsiniz fakat, o günlerinizi unutarak olgunlaştığınızı bilemezsiniz.

Hayatımızda hiç bir günü boşa geçirmiyoruz, her gün bize az veya çok bir şeyler veriyor. Ve biz bunların ne kadarını, hafızamızda bir süzgeçte tutabiliyoruz. İşte bu bizim olgunluk yaşımızı veriyor. Ne kadar çok maziyi aklınızda tutabiliyorsanız, o kadar çok ders çıkarabilirsiniz ve bu, o kadar da olgunsunuz demektir.

Ölümün insana hediye edildiği bir dünyada bekleme odalarında harcadığınız hayatı, olgunlaşmak için harcayabilmeniz için, o bekleme odalarını unutmamalı, unutturmamalıyız.

# Bu yazı 443 kere görüntülenmiştir.